MetalieN

Sosyal MetalieN: FacebookTwitterMySpaceFormspringFriendfeedDiggDeliciousFlickrPicasa  Bu sayfaya kişi iştigal etmiş.
Beni tavsiye edin.

Müşteri: Bu küpe ne kadar?
Tezgahtar: O gümüştür tartıp söyleyeyim hemen.
M: Peki.
T: Küpe 16 yaşında. (Herkes iptal, devreye patron girer);
P: Kız gibi tap tazedir bizim gümüşler. :P

9 Takı

7 Kişiye göndermek lazım. 

(via katastrofi)

Üçüncü Tekil Ağızdan Şahsım.

Aranızda beni tanımayanlar olacaktır diye tekrar kendimi tanıtayım; Benim adım Erkan. Kendini insanlara tanıtmaktan sıkılmayan, pes etmeyen biri değilim aslında. Aksine sıkça adımı söylemeyi çok komik bulsam da bu bir çok zaman acı verir. Keza tüm yakınlarımla aramda geçen iletişim ya da karakter problemleri onların beni tanıyamayıp sıkça beni kırmalarından ziyade her seferinde yüreğimden büyükçe bir parça koparmalarına yol açıyor.

Tabi onlara beni tanımadıkları için hiçbir zaman kızamayız değil mi? Benimde söylemediğim şeyler olabilir. Onların beni kırmaları ya da üzmelerinin sebebi zâtım da olabilir mi? Hayır. Aksine insanlara yapacaklarımı, niyetimi ve onlara olan duygularımı kesin bir dille ifade ederim. Ancak bu ya onların işlerine gelmez ya da benimle aynı duyguları paylaşmazlar. Ya da bana karşı. Peki bu benim problemim mi? Evet. Çünkü ben sevmesini bilen, belli başlı amaçlarla yahut pervasızca gereksiz insanları sevebilen ve karşımdaki insanlardan da aynı sevgiyi bekleyen, kaldı ki sırf ben onlara bu duyguları besledim diye onlardan en az üç hatta beş katı kadarını hak ettiğimi düşünüyorum. 

Kabul ediyorum ki sevgim herkese açık. Kabul ediyorum ki herkese karşı aynı yoğunlukta olmasa da bazen hak ettiklerinden fazla ya da kat kat az besleyebiliyorum bunu. Ama bu kadar bonkör olduğuma bakmayın. Bir o kadar da değerlidir bu benim için. Öte yandan herkesi sevmem, hiç kimseye hak ettiğinden zerre kadar az ya da fazla değer vermem kendimce. Ve o sevgim o kadar değerli ve kıt ki aslında, şu anda sizinle bunu paylaşmam bile gereklidir. 

Bu bahsettiklerim yüzünden ailem, yakın ahbaplarım ve sevgilim dahil herkesten uzaklaştım. Onlara kendimce hak ettikleri değerin, onların bile üstünde sevgimin değerini o kadar bilemediler ki yaklaşık beş yıldır hiç kimsesiz ve yalnızım. Ya da belki bildiler ancak ben onlardaki değerimi tartamadım. Ya da onların değer yargıları çok farklıydı. Elbetteki olabilir şeyler bunlar. Ama bence önemli olan benim ne kadar sevdiğim ve onların yarı karmaşık, yarı belirsiz hatta saygısız duygularını bana belli edememeleriydi. Ben ne kadar kesin bir bağlılıkla seviyorduysam, onlar o kadar dengesiz bir biçimde, yersiz ve sebepsiz beni kırdılar ki ben, onların beni sevmediklerini pek çok kez düşündüm. Kimi zaman mecburi bağlılıklardan, kimi zaman etik değerlerden, pek çok zaman ise yakın çevreler yüzünden bu ilişkiler niteliksiz görüşmelerle gereksiz yere sürdü durdu. Bir yere kadar tabi. 

Mesela bu konum altında şu perde yalanına sığınabilirim. Bir perde var içeride, demir kadar ağır, hiçbir zaman açılamamış ama gerekli kişi tarafından sadece üflenerek sonsuza kadar açık kalabilecek. Tüm iç dünyamı, tamamen çıplak bir şekilde gözüne sürebilecek. Yalan tabi. Biri gelecek, o kişi gerekli kişi olacak, sonra bunu farkına varıp yapması gerekeni görecek. Bununla da kalmayıp yapmak isteyecek, peh! Ekskalibur bile ya daha gerçektir bu efsanenin yanında ya da daha inandırıcı.

İnsanlar hakkında belli başlı kanılarımın çoğunlukla doğru çıkmasından ziyade, onlar üzerindeki yorumlarım pek çok kez onları etkilemiş, kendilerini biraz daha biçimlendirmelerine yardımcı olmuş, hatta onları çok kıymetli hale getirmişti. Benim demiştimkilerimin sayısı da o kadar fazladır ki artık öyle konularda hiç ısrar etmeyip, “ben demiştim ki diyeceğim sana” şeklinde bir kez uyarıp, kişinin durum ya da olay gerçekleştikten sonra bana ulaşıp “sen demiştin yahu” demesini beklerim. Bayağı eğlencelidir aslında. Ama bu benim çok bildiğimden, gördüğümden, gezdiğimden ya da okuduğumdan kaynaklanan bir şey değil. Aksine herkes gibi çok az gezip, biraz okuyup sadece soğanın cücüğünu. Biraz öngörüm yüksek, biraz da sanıldığı kadar aptal değilim. İyi tahmin edebiliyor ve durumu çabucak kavrayıp değerlendirebiliyorum.

Pişman olduklarım hariç, verdiğim hiçbir kararı tek başıma vermedim. Kendi verdiğim kararlar, kesinlikle benimle, hayatımla ilgiliyken, insanlarla birlikte verdiğim kararların hepsi, ortak mutluluklar içindi. Ve evet, hiçbir kararımı ilgilisi dışında bir başkasına danışmadım. Her konumda dış yorumlara o kadar kapalıyım, daha doğrusu dışarıdan gelecek yorumlara karşı o kadar yalnızım ki kimse benim ne kadar ne yüklü olduğumu ya da düşünürken neleri baz aldığımı anlamadığı için ya duygusal bakıyorsun, ya da saçmalıyorsun dedi. Ben de insanlara kararlarımı ve yüklerimi açıklamaktan vazgeçtim. 

Bir çok zaman yalnızlığımdan ciğerim küçüldü. O kadar küçüldü ki kalbim bu vücudumun içinde bomboş kaldı. O kadar ağladım ki bu zamanlarda, bir sürü insanı boğmuş, yüzlerce göl var içimde. O kadar üzülüyorum ki birinin bilmediğinde, kendi kendine yeteceğini düşünerek o kapanık içinde beni zerre kadar düşünmediğini, düşünse dahi bu değerin bir ederi olmadığını hissediyorum.

Bence bazı şeylerin kesintisizliği, belirsizlikleriyle doğru orantılı gidiyor. Belirlenemedikçe kesintiye ya da sekteye uğruyor ve bir takım karşılıklar hiçbir zaman bazı boşlukları dolduramıyorlar.

Bence bazı insanların vakti, karşısındaki ayrılmadıkça anlık önemliliklerini, dolayısıyla bir andan ibaret hayatlarında nelerin değerli önemli olduğunu açıkça belli ediyor.

Bence sizin duygularınız insancıklar; beni çoğu zaman ölümle tehdit ediyor. 

#Metalien  

Bardağına yine bira kaçmış!

Nöronlar

Hayat-Meyal

Önceleri pek bir birlikte geçen vakitlerden kısa bir süre sonra, mey’l etmelerle birlikte başlayan her şey; sevgi değil de belki sevmeye, sevgiliye değil ancak sevişmeye götürmüş. Beni iyice içine çekip boğmaya çalışırken yüzlerce kelam, onlarca dokunuş ve elinin elime verdiği o ekşi tada kadar her bir şey güzelmiş, zira o bir’anın tadıyla pek karşılaştırılamayacak kadar. Ancak yeterince içinde boğmak için biraz sarılsan, birazcık dursan omzumda pekte güzel olabilirdi bana göre. Ya da flörtü yesek birlikte de hayat, hayal meyal hatırata güzel kokular bıraksaydı keşke. 

Velhasıl-ı kelam, sevgiliyi ben de bulduramadığına göre, beni ne kadar sakınsan da kendinden ben de bir o kadar tedbir-i mukavele ettim hallice haliyle kendimi. Seni değil ama sizleri bildiğimden sevgili hayat.

Hayat o kadar bencil ve kibirli ki, sevgisini bile bensiz yaşıyor ya da bana sevgimi paylaşacak kadar değer dahi verememiş. E tabi ben de duygularımı sakladığım yerde boğulmak üzereyim. Ya da o hayat artık başkalarına ait kalacak. Bende ise kalp acısı yerine güzel tadı kalacak. 

Up-Stairs

Up-Stairs

Pencil Draw

Pencil Draw

City

City

Lazımlık

İmdat!
Gerekli şeyler listesini yapsak ya. Yangında ilk kurtarılacak duygularımızı listelesek.

İlk sırayı kin alsa mesela. Yakmadan önce, yakacak kişiyi bellesek ve bir daha sebebiyet vermesek şahsa. İlk önce neden geri dönüştürülemeyecek bir biçimde köz olduğumuzu hatırlasak.

Sonra nefret etsek. Nefretimizi kinle besleyip saklasakta kavursak o yangında, daha lezzetli ve saklanır bir hale getirsek. Tuzla kavursak özellikle. Yanan açık ete bassak tuzu daha da acısa ki aciz nefretimizin izi her daim alnımızda kalsa.

Peki özleme ne demeli? Özlemi gömsek sarı uyarı levhasıyla ki, bir daha aklımıza gelirse geçiştirebileceğimizden olsun. Aperatif kalsın, orta pişmiş.

Sevgi gelse akabinde. En son sevgiyi kurtarsak. Yanarsa şayet yansın yıkılsın, adeta kor gibi saklasak en nihayetinde. Yanmazsa, her daim pişirilebilir şekilde gömsek derin dondurucudaki buzların arasına. Belki bir sonraki yangına o buzlar erir, akar ve sanki hiç açılmamışçasına, sıfır kilometre sevgi kalır. Sonra közlerin arasında o sevgi pişer, pek tabi yanar.

Gerekli şeyler listesini yapsak ya. Yangında ilk kurtarılacak duygularımızı gömsek o listenin başına. Lazım pek tabi bunlar. Her bireyin lazımı. Lazımlığı.

#Metalien  

Üst Kat

  • Müşteri: Kırtasiye ürünleri var mı?
  • Personel: Var efendim, alt katta.
  • Müşteri: Oğlum arka taraftaymış bak, sen git ben geliyorum.
  • Personel: Beyefendi üst değil alt katta.
  • Müşteri: Aaa anlamadı o ben yetişeyim de söyleyeyim,
  • Müşteri: Oğlum üst kattaymış,
  • Personel: Han'fendi siz de anlamadınız ki alt katta!
  • Müşteri: Haaa.

Beş Lira

  • Müşteri: (Durduk yere) Beş liraya veriyor musun?
  • Personel: Neyi?
  • Müşteri: Şuradaki haritalardan alacağız da.
  • Personel: Kaç lira yazıyor üstünde?
  • Müşteri: Altı buçuk.
  • Personel: Altı buçuk o halde.
  • Personel: (Müşteri Parayı saymaya başlar) Beyefendi nerede ürün?
  • Müşteri: Çıkarken alacağız ya.
Sandra Yenge adına pop-up’vari bir t-shirt tasarladım. Benim, Karo’nun ve Pala’nın hediyesi olarak güzel gitti.

Sandra Yenge adına pop-up’vari bir t-shirt tasarladım. Benim, Karo’nun ve Pala’nın hediyesi olarak güzel gitti.

Deniz adına pop-up’vari bir t-shirt tasarladım. Sandra Yenge’nin hediyesi olarak güzel gitti.

Deniz adına pop-up’vari bir t-shirt tasarladım. Sandra Yenge’nin hediyesi olarak güzel gitti.

Klon Sözlük - Yepis yeni web sitemiz ›

Berk Duygun çekti. En sevdiğim fotoğraflarındandır. Kardeşim olur kendileri: http://templasimpina.deviantart.com/

Berk Duygun çekti. En sevdiğim fotoğraflarındandır. Kardeşim olur kendileri: http://templasimpina.deviantart.com/

#Birader  
Bright teması, Gabrielle Wee tasarladı. Erkan MetalieN Duygun düzenledi, Tumblr tarafından güçlendirildi.
2 3 [Daha Eski]